Modül 2 · Bölüm 1
İklim değişikliğinin toprak özellikleri üzerine etkileri
Topraklar, iklim, ana materyal, topoğrafya ve organizmalar gibi bir dizi faktörün etkileşimi altında ve çok uzun bir süreç sonunda oluşurlar. Dünyadaki yaşamın temeli olan toprak üzerindeki baskı her geçen gün artmaktadır. Sürdürülebilir tarım için doğru toprak yönetimi büyük önem taşır.
Toprak okyanuslardan sonra en büyük karbon yutağıdır iklim değişimine karşı önemli bir denge unsuru konumundadır. İklim değişikliğinin topraklar üzerinde göstereceği etki yavaş ve karmaşık bir süreçtir. Topraklar iyi yönetilmezse yalnızca iklim değişikliğinden etkilenmekle kalmaz, aynı zamanda bir sera gazı kaynağı olarak iklim değişikliğine katkıda bulunabilir. İklim değişikliğinin etkileri arttıkça bu durumdan toprakların etkilenmesi kaçınılmaz olmaktadır. Burada küresel ısınmanın toprağın bazı temel özellikleri üzerine olası etkileri irdelenmeye çalışılmıştır.
İklim Değişikliğinin Toprak Nemi Üzerindeki Etkileri
Bitki gelişim döneminde bitkinin gereksinim duyduğu nemin toprakta yeterli miktarda bulunması, bitkisel üretim açısından büyük önem taşır. Yaşanan iklim değişikliklerinin sonucu olarak toprak nem içeriğinde bazı değişimlerin görülmesi beklenmektedir.
Özellikle kısa sürede gerçekleşen yoğun yağışlar ve sıcaklık artışına bağlı olarak daha fazla buharlaşma ve terlemenin olması gibi iklim değişikliğinden kaynaklanan durumlar toprak suyunda bir dizi dalgalanmalara sebebiyet verebilmektedir [1]. İklim-hidroloji vejetasyon-arazi kullanımı değişikliklerinin bütünleyici etkisi, tarla su dengesi ve toprak nem rejimi tarafından yansıtılmaktadır. Dört olası iklim değişikliği senaryosunun toprak nemi bileşenleri üzerindeki potansiyel etkileri, Şekil 1’de özetlenmiştir.

Örneğin bitki örtüsü, iklim veya toprak kaynaklı kuraklık nedeniyle sınırlı su kaynağından muzdarip değilse, sıcaklıktaki artış E ve T potansiyelini arttırır. Yüksek sıcaklığa düşük yağışlar eşlik ederse R, I, S ve G'yi azaltır; don ve hızlı kar erimesinin (su basması tehlikesi) olumsuz hidrolojik sonuçlarını yumuşatır ve su penetrasyonu için daha fazla fırsat sağlar. Atmosferik yağıştaki azalma, toprakta ve bitkilerde su sızmasında (I) ve su depolanmasında (S) bir azalmaya neden olacağından; eğimli arazilerde yüzey akışı (R), dolayısıyla su erozyonu tehlikesi, filtrasyon kayıpları ve yeraltı suyu beslemesi (G) ve buharlaşma kayıplarını artıracaktır [2].
Toprak suyundaki değişim yağışlarda görülecek değişimle yakından ilişkilidir. Mevcut araştırmalarda, iklim değişikliği dolayısıyla dünyanın farklı bölgelerinde düşen yağış miktarında azalış ya da artışlar olabileceği öngörülmektedir (Şekil 2). Yağışların, yüksek enlemlerde ve kalabalık insan nüfusunun bulunduğu bazı tropik bölgelerde yüzyılın ortasına kadar %10 ila %40 oranında artacağı ve orta enlemlerdeki bazı kurak bölgelerde %10 ila %30 oranında azalacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca birçok yarı kurak bölgenin (örneğin, Akdeniz Havzası, Batı Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika ve Kuzeydoğu Brezilya) iklim değişikliği nedeniyle su kaynaklarında azalma olacağına dair yüksek güvenli bir öngörü vardır. Artan sıcaklıklar, göl ve nehirlerin özelliklerini de etkileyecek ve su kalitesi üzerinde ağırlıklı olarak olumsuz etkiler yaratacaktır [3].

İklim Değişikliği ve Değişen Yağış Rejimlerinin Toprak Asitleşmesi Üzerindeki Etkileri
Toprak pH'sı, toprağın alkalilik veya asitlik derecesini gösterir ve toprağın verimlilik durumu ile yakından ilgilidir. Toprak çözeltisinin pH değeri ise toprak ve bitki biyokimyasal süreçleriyle en yakından ilgili pH değeridir. İklim değişikliği nedeniyle artan sıcaklık ve yağış yoğunluğundaki değişimlerle birlikte toprak mineral ayrışmasında ve buna bağlı olarak toprak reaksiyonunda değişimler olması beklenmektedir.
Artan sıcaklıklar ve havadaki kısmi CO2 basıncının artışına bağlı olarak daha fazla biyokütle üretilmesi sonucunda toprak asitlenmesinde artış görülebilir. Bu tür bitki materyalinin yerinde ayrışması durumunda bu materyalde biriken alkalinite toprağa geri dönerek asitliği nötralize eder. Ancak üretilen biyokütlenin hasat edilerek alandan uzaklaştırıldığı durumlarda asitlik nötralize edilemeyerek toprakta kalır. Öte yandan, toprak havasındaki artan CO2 kısmi basıncının yalnız başına toprak pH'ını etkilemesi, H2CO3’ün zayıf bir asit olmasından dolayı pek olası değildir [4].
Evans ve ark. [5], iklim değişikliğinin toprak ve su üzerindeki etkilerini tahmin etmek için Birleşik Krallık'ta yaptıkları çalışmada dinamik bir model (Havzalardaki Yeraltı Suyunun Asitlenmesi Modeli) ve artan sıcaklık ve azalan yağış iklim senaryolarını kullandılar. Yüksek sıcaklıktan dolayı yüksek çözünmüş organik karbon ve yüksek organik asitliğin toprak pH'ını düşürmesinin ve bazik katyonların yüzey sularına sızmasını artırmasının beklendiğini bildirdiler. Bu tip tarım topraklarında asitliği kontrol etmek için kireç kullanılmasının önemine vurgu yapan araştırmacılar, yüksek kil ve organik madde içeriğine sahip toprakların, pH artış ve azalışına daha dirençli olmasına karşın kumlu toprakların asitlenme karşısında daha savunmasız olduğunu ifade etmişlerdir. Topraklardaki kil içeriğini değiştirmek mümkün değilken organik madde içeriğini artırmaya yönelik tedbirlerin alınması yerinde bir uygulama olacaktır.
İklim Değişikliğinin Toprak Tuzluluğu ve Alkalilik Üzerine Etkileri
Tuzluluk, ozmotik potansiyeli azaltarak bitkilerin su alımını sınırlayan bir durumdur. Ayrıca özel iyon toksitesi nedeniyle bitkilerde besin dengesinin bozulmasına neden olabilir. Toprak sağlığı açısından çok önemli bir özelliktir.
Topraklarda tuz birikimi için bazı temel ön koşullar gereklidir. Öncelikle bir tuz kaynağı olmasına ihtiyaç vardır. Tuzlar farklı kaynaklardan gelebilir. Bazı kayaların, minerallerin ve diğer jeolojik tortuların çözünür bileşiklerinin çözünerek lokal ayrışması sonucunda oluşabilirler. Yüzey suları ve yer altı suları tuz içerebilir. Bunun yanında sulama, gübreleme, çeşitli atıkların kullanılması gibi bazı insan faaliyetleri aracılığıyla da tuz kaynaklarının toprağa ilavesi söz konusudur. Su ve rüzgar gibi taşıma ajanlarının aracılığıyla bu tuzların farklı alanlara taşınımı mümkün olabildiği gibi bir itici gücün varlığında çözeltinin hareketi de tuz taşınımında etkili olmaktadır. Eğer toprakta negatif su dengesi varsa yani evapotranspirasyon, yağış artı sulama suyundan daha yüksekse tuzlanma söz konusu olabilir. Sınırlı drenaj koşulları da tuzluluğun oluşmasını kolaylaştıran bir unsur durumundadır [2].
Toprak suyunun tuz bileşimi, toprak geçirgenliğini etkileyen önemli bir unsur olabilir. Sodik topraklarda toprak yapısı bozulur ve geçirgenlik çok azalır. Ayrıca, toprağın tuzlanması çölleşmenin itici gücü olarak kabul edilir [6].
İklim değişikliğine bağlı olarak olası daha yüksek sıcaklıklar ile periyodik yağışlı ve kuru dönemlerde tuzların ana materyali konumundaki jeolojik tortuların ayrışmaları hızlanarak çözünmeleri ve taşınmaları artacaktır. Böylece toprak çözeltisinde çözünür tuzların oluşumu ve zamanla birikimleri söz konusu olacaktır. Bunun yanında artan sıcaklıklara bağlı olarak artan kuraklık ve zamanla oluşacak gıda talebindeki fazlalık sulanan arazilerin miktarının artmasına neden olacaktır. Bu durum bugün olduğu gibi yanlış sulama ve gübreleme uygulamalarına bağlı olarak toprakların tuzlardan etkilenmesine neden olacaktır [2].
Yağışların fazlalığı ya da azlığı kök bölgesindeki toprak tuzluluğu üzerine önemli etkiler yapabilir. Aşırı yağışa bağlı olarak taban suyu yükselir. Taban suyunun iki metrenin altına düşmesi durumunda, kapilarite ile suyun yüzeye doğru hareketi gerçekleşecektir. Kök bölgesinden bu tuzların süzülebilmesi için yeterli yağış olmaması durumunda, kurak zamanlarda toprak yüzeyinde tuz birikimleri görülür. Kuraklık görülen alanlarda da benzer şekilde kapilarite ile suyun hareketi ile tuz birikimi görülmesi olasıdır. Kök bölgesinde tuzluluk birikimine neden olan bir başka kuraklık örneği, bazı kuyulardan aşırı su çekilmesine bağlı olarak yakın bölgedeki tuzlu su bulunan bir akiferden buraya su girişimi ile tuzlanma oluşmasıdır. Su kaynaklarının azalması ile ileride daha fazla atık suyun sulamada kullanılmaya başlaması bitki kök bölgesinde tuz miktarının artışına neden olacaktır. Küresel ısınmaya bağlı olarak buzullarının erimesi nedeniyle yükselen okyanus seviyeleri, daha fazla deniz suyu girişimi ile sonuçlanabilir [7]. Özellikle doğrudan tuzlu su girişiminin olması halinde çok kısa sürelerde toprak tuzluluk değerlerinde büyük değişimler görülebilir. Şekil 3’de deniz seviyesinin yükselmesine bağlı olarak 25 yıllık bir zaman sürecinde Bangladeş kıyılarındaki toprakların tuz değişimlerindeki farklılıklar harita üzerinde gösterilmiştir [8].

İklim Değişikliği ve Toprak Strüktürü
Toprak içerisindeki parçacıkların bir araya gelerek gruplar halinde kümelenmiş halleri toprak strüktürünü oluşturur. Strüktür toprağın su ve gaz hareketi üzerindeki etkilerinden dolayı önemli fiziksel özelliklerinden birisi olarak kabul edilir. Statik değil dinamik bir yapıda olan toprak strüktürü toprak özelliklerine bağlı olarak değişim gösterebilir.
Toprak stüktürü, tarımsal üretimde önemli roller üstlenen bir toprak özelliğidir. Aynı zamanda toprakların erozyona uğrama dereceleri toprak strüktürü ile yakından ilgilidir. Çevresel etkenlerden etkilenebilen toprak strüktürü üzerine iklim değişikliğine bağlı olarak bir etkileşimin olması da kaçınılmaz görünmektedir. Ancak bu değişikliklerin ölçüsü, iklim değişikliklerinin büyüklüğüne ve toprak yapısal kırılganlığına bağlı olarak değişim gösterebilir. Sonuç olarak, gerçek etki alana ve toprağa özgü olarak gerçekleşecektir.
Şekil 4'de gösterildiği gibi, iklim olaylarındaki olası değişiklikler ile toprakların bazen kuraklığa maruz kalması, bazen de daha yoğun yağış ve baskınlarla karşı karşıya gelmesi olasıdır. Bu koşullar altında, toprak yapısal bozulmalara daha yatkın hale gelir. İklim değişikliğinin sonucunda, toprağın tavını bulmadan çok nemli ya da çok kuru iken işlenmesi sonucunda toprak strüktüründe bozulmaların oluşması beklenir [9].

İklim değişikliği beraberinde daha fazla sayıda yangın ve sellerin oluşumunu tetikleyecektir. Yangın genellikle toprak agregat stabilitesini azaltır ve ulaşılan sıcaklığa ve süresiye de bağlı olarak suyun geçirgenliğini indükleyebilir, artırabilir veya yok edebilir [10].
İklim değişikliğinin toprak faunası üzerinde yaratacağı etkiler toprak strüktürünün dolaylı olarak etkilenmesine sebep olabilir. Toprak organizmaları, özellikle solucanlar ve termitlerin toprağın fiziksel özellikleri üzerine önemli etkileri olmaktadır. Bu canlıların yokluğunda toprağın yeterince karışamayacak olmasından dolayı güçlü profil farklılaşmaları oluşabilir [11].
Toprak Faunası ve Toprak Florası Üzerine İklim Değişikliğinin Etkileri
Çok küçük bir alanda bile çok büyük sayılarla temsil edilen toprak faunası ve florası, toprakta birçok faaliyet için hayati öneme sahip olan toprağın en temel bileşenlerinden birisidir. Toprak, birçok bitkinin yanı sıra, çok çeşitli bakteri, mantar ve hayvan türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bu organizmaların temel işlevleri toprak organik maddesini geri dönüştürmek olduğundan, karasal ekosistemlerin işleyişi için mutlak olarak gereklidirler.
İklim değişikliğine bağlı olarak toprak habitatında oluşacak değişimlerin toprak biyotasını da etkilemesi beklenir. Kuraklık koşullarında daha az mikrobiyal biyokütle oluşur ve daha az mikrobiyal aktivite gerçekleşir. Bunun yanında aşırı kuraklık bazı daha büyük toprak organizmalarının ölümüyle de sonuçlanabilir [9]. İklim değişikliğinin toprağın erozyona karşı hassasiyetini artırdığı durumlarda, oluşacak erozyona bağlı olarak toprak biyotası etkilenebilir [12].
İklim değişikliğinin toprak biyotası üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla yapılan bir çalışmanın sonucunda, artan CO2 miktarına bağlı olarak mikrobiyal biyokütlenin önemli ölçüde arttığı, ancak bakteri sayısının ısınmadan olumsuz etkilendiği bildirilmiştir [13]. Aynı çalışmada artan yağışla birlikte mantar biyokütlesinin arttığı ifade edilmiştir.
Yüksek CO2 varlığında fotosentezin artmasına bağlı olarak daha fazla bitki büyümesi gerçekleşir ve bu durum toprağa karbon girişinin artmasına neden olarak, toprak biyotasının aktivitesini ve yoğunluğunu güçlü bir şekilde değiştirir [14].
Atmosferde CO2 konsantrasyonları arttıkça, bitkilerin karbondan yararlanma oranları artmasına karşın bu durum topraktan alabilecekleri su ve besin maddeleri ile sınırlı olacaktır [15]. Bu durumda daha fazla su ve besin elde etmek için mikorizalarla ortak yaşam sürebilen bitkiler, yetersiz su ve besin maddelerinin bulunduğu koşullarda adaptif bir avantaja sahip olabilirler.
Azot Mineralizasyonu ve Nitrifikasyon ve Denitrifikasyon Olayları Üzerine İklim Değişikliğinin Etkileri
Topraklarda organik formda bulunan azotun inorganik N formlarına dönüştürülmesi olayı olan azot mineralizasyonunu sınırlandıran değişik faktörler bulunur. Toprakta bulunan organik madde miktarının yanı sıra iklime bağlı çevresel etkenler azot mineralizasyonunda önemli etkiye sahiptirler.
Sıcaklığın 4 °C’nin altına düştüğü kış aylarında genel olarak çok düşük kalan mineralizasyon oranı, ilkbahar sonlarında ve yaz aylarında büyük miktarlarda gerçekleşir [15]. İklim değişikliği nedeniyle artan yaz kuraklıkları, toprağın mikroorganizma faaliyetlerini de azaltacağından bu koşullarda azot mineralizasyonunun da azalması beklenir [16]. Aşırı yağış koşullarının olduğu topraklarda ise yalnızca anaerobik mikroorganizmalar aktif olabileceğinden bu tip topraklarda oksijen eksikliği N mineralizasyonunu sınırlandırır [17].
Topraklarda gerçekleşen nitrifikasyonu ve denitrifikasyon süreçleri, inorganik azot konsantrasyonunun belirlenmesindeki en önemli süreçlerdir. Amonyumun, topraklarda bulunan bazı mikroorganizmalar tarafından nitrat iyonlarına dönüştürülmesi olayı nitrifikasyon olarak tanımlanır. Nitrifikasyon, oksijene gereksinim duyulan bir reaksiyondur.
Denitrifikasyon ise çeşitli süreçlerden sonra nitratın serbest azot gazına (N2) indirgenmesi olayıdır. Bu süreç sonunda topraklardan atmosfere önemli azot kayıpları söz konusu olabilmektedir. Denitrifikasyon anaerob organizmaların varlığında gerçekleşen bir süreç olup topraklardaki zayıf havalanma durumu uygun koşulların oluşmasına sebep olmaktadır.
İklim değişikliği altında artan sıcaklık nedeniyle daha yüksek mineralizasyon ve denitrifikasyon, sonucunda topraklardan atmosfere daha büyük miktarlarda N2O emisyonları olabilecektir [18]. Gelecekte iklim değişikliğine bağlı olarak bazı bölgelerde olması muhtemel daha yüksek miktarda ve sıklıkta yağışlar, denitrifikasyonu ve buna bağlı olarak topraktan N2O akışını artıracaktır [19].
İklim Değişikliği ve Toprak Organik Maddesi
Toprak organik maddesi, toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini düzenleyen toprağın temel enerji kaynağı olan ve toprağın verimliliğinin korunması adına gereken en önemli unsurlardan birisidir. Toprak organik karbonu ise organik madde içerisinde oluşan karbonu ifade eder ve organik maddenin ana bileşenidir.
Atmosferdeki karbondioksit seviyeleri sanayi devriminden bu yana % 50’ye yaklaşan oranda artış gösterdi. Yüksek CO2 düzeylerinde ve özellikle toprakta su ve azotun varlığında, C3 bitkilerinin artan oranlarda fotosentez yaptıkları ve daha fazla biyokütle ürettikleri bildirilir [20]. Bununla birlikte, C4 bitkileri, yüksek N varlığında bile yüksek CO2 konsantrasyonlarına nadiren yanıt verir [21].
Atmosferik azot birikimi yoluyla sağlanan ilave azotun bitki büyümesini teşvik edebileceği öne sürülmüştür. İlave azot arzı, sadece yüksek CO2 konsantrasyonunun toprak organik karbonu üzerindeki etkisini arttırmakla kalmayıp, aynı zamanda bazı ekosistemlerde organik madde ayrışma hızını da yavaşlatabilir [20].
Genel olarak, özellikle suyun sınırlı olduğu alanlarda artan yağış ile birlikte topraklarda suyun varlığı toprak organik karbonunun birikimine sıcaklıktan daha önemli katkı sağlar. [21]. Bu konuda yapılan ve karbondioksit, toprak nemi ve sıcaklığın faktör olarak kullanıldığı bir iklim değişikliği çalışmasında toprak organik karbon stoğu üzerine toprak neminin yüksek CO2 ve sıcaklıktan daha önemli etki gösterdiği bildirilmiştir [22].
İklim değişikliğinin toprak organik karbon stoklarındaki değişimleri inceleyen çok fazla çalışma bulunmamaktadır. İngiltere ve Galler topraklarında yapılmış bir 25 yıl süren bir çalışmada toprak organik karbonundaki yıllık kaybın % 0,6 oranında olduğunu ve bunun iklim değişikliği ile ilgili olduğunu bildirmişlerdir [223]. Bunun yanında Birleşik Krallıkta yapılmış bir başka çalışmada 100 yılı aşan bir zaman diliminde ölçümler yapılmış ve karbon stoklarında önemli bir değişim görülmediği ifade edilmiştir [24].
Kaynaklar
Karmakar R., Das I., Dutta D., & Rakshit A., (2016). Potential Effects of Climate Change on Soil Properties: A Review. Sci. Int., 4 (2): 51-73, 2016.
Varallyay, G., 2010. The impact of climate change on soils and on their water management. Agron. Res., 8: 385-396.
IPCC. (2007). Climate Change 2007: Synthesis Report. Contribution of Working Groups I, II and III to the Fourth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [Core Writing Team, R. K. Pachauri, & A. Reisinger (Eds.)]. IPCC, Geneva, Switzerland, 104 pp.
Rengel Z. (2011), ‘Soil pH, soil health and climate change’, in B. P. Singh, A. L. Cowie, & K. Y. Chan (Eds.), Soil Health and Climate Change, Soil Biology vol.28, Springer-Verlag GmbH, Berlin, pp. 69–85. https://doi.org/10.1007/978-3-642-20256-8_4.
Evans C. D., Monteith D. T., & Cooper D. M. (2005). Long-term increases in surface water dissolved organic carbon: Observations, possible causes and environmental impacts. Environmental Pollution 137: 55-71.
D’Odorico, P., Bhattachan, A., Davis, K. F., Ravi, S. & Runyan, C. W. (2013). Global desertification: Drivers and feedbacks. Adv. Water Resour., 51, 326-344.
Corwin, D. L. (2020). Climate change impacts on soil salinity in agricultural areas. European Journal of Soil Science. 72(2):842-862.
Rahman, M. S., Di, L., Yu, E. G., Tang, J., Lin, L., Zhang, C., & Gaigalas, J. (2018). Impact of Climate Change on Soil Salinity: A Remote Sensing Based Investigation in Coastal Bangladesh. 2018 7th International Conference on Agro-Geoinformatics (Agro-Geoinformatics). https://doi.org/10.1109/agro-geoinformatics.2018.8476036.
Chan K. Y., (2011). Climate Change on Soil Structure and Soil Health: Impacts and Adaptation. in B. P. Singh, A. L. Cowie, & K. Y. Chan (Eds.), Soil Health and Climate Change, Soil Biology vol.28, Springer-Verlag GmbH, Berlin, pp. 49-68 https://doi.org/10.1007/978-3-642-20256-8_4.
Shakesby R. A., & Doerr S. H. (2006). Wildfire as a hydrological and geomorphological agent. Earth Sci Rev 74:269–307.
Lavelle P., Bignell D., Lepage M., Wolters V., Roger P., Ineson P., Heal O. W., & Dhillion S. (1997). Soil function in a changing world: the role of invertebrate ecosystem engineers. Eur J Soil Sci 33:159–193.
Nearing, M. A., Pruski F. F., & O'Neal M. R., (2004). Expected climate change impacts on soil erosion rates: A review. J. Soil Water Conserv., 59: 43-50.
Blankinship J., Niklaus P., & Hungate B. (2011). A meta-analysis of responses of soil biota to global change. Oecologia 165:553-565.
Phillips R. P., Meier I. C., Bernhardt E. S., Grandy A. S., Wickings K., & Finzi A. C. (2012). Roots and fungi accelerate carbon and nitrogen cycling in forests exposed to elevated CO2. Ecology Letters 15:1042-1049.
Defra (2011). Evaluation of the Occurrence of Soils with pH Higher than 8.3 Observed Within the Countryside Survey.
Borken W., & Matzner E. (2009). Reappraisal of drying and wetting effects on C and N mineralization and fluxes in soils. Global Change Biology 15:808-824.
Deenik J. (2006). Nitrogen Mineralization Potential in Important Agricultural Soils of Hawai‘i. Soil and Crop Management SCM-15.
Abdalla, M., Jones M., & Williams, M. (2010). Simulation of nitrous oxide emissions from Irish arable soils: effects of climate change and management. Biology and Fertility of Soils 46:247-260.
Dobbie K. E., & Smith K. A. (2001). The effects of temperature, water filled pore space and land use on N2O emissions from an imperfectly drained gleysol. European Journal of Soil Science 52: 667-673.
Dalal R. C., Allen D. E., Chan K. Y., & Singh B. P. (2011). Soil Organic Matter, Soil Health and Climate Change. in B. P. Singh, A. L. Cowie, & K. Y. Chan (Eds.), Soil Health and Climate Change, Soil Biology vol.28, Springer-Verlag GmbH, Berlin, pp. 87-106 https://doi.org/10.1007/978-3-642-20256-8_4
Hungate B. A., Hart S. C., Selmants P. C., Boyle S. I., & Gehring C. A. (2007) Soil responses to management, increased precipitation, and added nitrogen in ponderosa pine forests. Ecol Appl 17:1352–1365.
Garten Jr. C. T., Classen A. T., & Norby R. J. (2009). Soil moisture surpasses elevated CO2 and temperature as a control on soil carbon dynamics in a multi-factor climate change experiment. Plant Soil 319:85–94.
Bellamy P. H., Loveland P. J., Bradley R. I., Murray Lark R., & Kirk G. (2005). Carbon losses from all soils across England and Wales 1978–2003. Nature 437:245–248.
Hopkins D. W., Waite I. S. , McNicol J. W., Poulton P. R., MacDonald A. J., & O’Donnell A. G. (2009). Soil organic carbon contents in long-term experimental grassland plots in the UK (Palace Leas and Park Grass) have not changed consistently in recent years. Glob Change Biol 15:1739–1754.