Modül 2 · Bölüm 4

Toprak özelliklerinin sera gazı emisyonları üzerine etkisi

ENTRCSROSRSL

Artan nüfus ve buna bağlı olarak insanların gıda ve enerji talebinin artması beraberinde önemli çevre sorunlarını getirmiştir. Atmosferde sera gazlarının artışıyla birlikte oluşan küresel ısınma bu sorunlardan birisidir. Dünya atmosferindeki sera gazı oranlarının artışı büyük ölçüde enerji sektöründeki faaliyetler nedeniyle gerçekleşse de tarım, ormancılık ve arazi kullanımıyla ilgili olarak da atmosfere önemli miktarda salınım olmaktadır. Tarımsal faaliyetler sonucu salınımlar CO2, CH4 ve N2O gazları şeklinde gerçekleşir.

Yerleşik hayata geçilip tarım yapılmaya başlandıktan sonra topraklar atmosferik CO2 ve diğer sera gazlarının ana kaynaklarından birisi olmuştur. Sanayi devriminden bugüne kadar topraktan atmosfere doğru olan sera gazı emisyonunun 78 ± 12 Pg CO2-C olduğu tahmin edilmektedir [1].

Bununla birlikte karasal ekosistemler karbonun gerek biyokütlede gerekse doğrudan toprak içerisinde tutulabilmesinden dolayı karbon açısından bir havuz konumunda bulunmaktadırlar. Topraklardan atmosfere gerçekleşen salınımlar ile karbonun toprakta ve biyokütlede tutulması bazı toprak özellikleri tarafından etkilenebilmektedir.

Toprak Organik Karbon İçeriğine Bağlı Sera Gazı Emisyonları

Tarım yapılan birçok alanda karşılaşılan en önemli sorunlardan bir tanesi tarımın sürdürülebilirliğinin temel bileşenlerinden olan toprak organik maddesinin düşük seviyelerde olmasıdır. Yoğun tarım yapılan alanlarda monokültür yetiştiricilik, aşırı toprak işleme, kalan bitkisel artıkların yakılması gibi nedenlerle toprak organik madde içeriğinde zamanla azalmalar olmaktadır. Tarımsal alanlarda karbon içeriğini artırmak, toprak verimliliğini ve biyolojik çeşitliliği artırabilir ve dolayısıyla, atmosferden karbon tutulumu sağlayarak iklim değişikliğinin hafifletilmesine katkıda bulunabilir [2].

Toprağa çeşitli organik materyaller ekleyerek kaybetmiş olduğu karbonu tekrar kazandırmak toprak özelliklerini iyileştirmek ve hatta iklim değişikliğiyle mücadele için önerilen uygulamalardan birisidir. Bununla birlikte, toprağa bu materyallerin eklenmesi, CO2'nin serbest bırakılmasını kolaylaştırabilir. Bu nedenle toprağa ilave edilen organik materyalden beklenen etkinin ne olduğunun bilinmesi, toprağı karbon tutma kapasitesinin bilinmesi ve uygulama sonrasında kısa ve uzun dönem için oluşacak toprak karbon denge durumunun bilinmesi önemlidir. Bu yüzden hedef, çevre koşullarına uyumlu bir şekilde uzun dönemde biyolojik olarak stabilize edilmiş toprak organik maddesinin arttırılmasını sağlamak olmalıdır [3].

Toprak organik karbonu küresel karbon döngüsünün önemli bir bileşeni olup (Şekil 1) topraklardaki varlığı gelecekte karşılıklı etkileşim içerisinde olduğu küresel iklim üzerinde önemli bir etkiye sahip olacaktır [4]. Bu etki karmaşık olup, toprak özelliklerine göre farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin, yüksek sıcaklığa sahip topraklarda mikrobiyal aktivite daha yüksek olacağından organik maddenin ayrışması hızlanır ve bu durum atmosfere CO2 ve CH4 salınımında artışa neden olur. Öte yandan artan karbon tutulumu daha fazla bitki vejetasyonunu teşvik edebilir.

Şekil 1. Toprak, atmosfer ve biyotanın karbon içeriği (Lal, 2004’den [34] uyarlanmıştır).

Atmosferdeki CO2 oranını azaltabilmek adına yaygın olarak kullanılan iki temel yaklaşım vardır. Bunlardan birincisi emisyonların azaltılması diğeri ise karbon tutulumudur. Toprak her iki durumda da önemli bir rol üstlenir. Karbon tutulumu atmosferdeki CO2’in fotosentez aracılığıyla bitkiler tarafından alınarak toprağa aktarılması anlamına gelir [5]. Bitkisel artıkların toprağa karıştırılmaları ile toprak organik madde içeriği artırılabilir. Toprakta karbon stoklarının artması, stabilize organik bileşikler oluşturan süreçlerin desteklenmesi anlamına gelir Küresel ısınmanın etkisi azaltılmak isteniyorsa en büyük karasal karbon havuzu olan topraklar tarafından karbon tutulumunu desteklemek şüphesiz önemli bir strateji olacaktır [3].

Karbon Depolama ve Toprak Koşulları

Topraklara organik materyal ilave edilerek organik madde içeriğinde artış sağlamak, ilave edilen materyal miktarı dışında toprak özelliklerine ve materyalin türüne göre değişiklik gösterebilmektedir. Topraklara eklenen organik madde her zaman toprakta karbon depolandığı anlamına gelmez. Mesela iyi drenaj koşullarına sahip otlak alanlar ve orman toprakları önemli miktarda karbon depolayabilirken ekilebilir alanlar karbon kaynağı olabilmektedir [32, 33].

Toprakların karbon depolama kapasiteleri sınırsız değildir ve toprak tipine göre farklılık gösterebilir. Mineral topraklarda, kil ve silt parçacıklarının varlığı, adsorbsiyon yoluyla toprak organik karbonunun stabilitesini artırmasına karşın miktarı sınırlıdır [6].

Toprak Agregat Büyüklüğünün Sera Gazı Emisyonu Üzerine Etkileri

Topraklarda agregat büyüklüğüne bağlı olarak gaz taşınımlarında ve emisyonda farklılık görülebilmektedir. Bu amaçla yapılan bir çalışmada toprak agregat büyüklüğünün sera gazı emisyonu üzerindeki etkisi kumlu tın ve killi tın bünyeli iki toprakta karşılaştırılmıştır [7]. Çalışmada 0.5 mm’den küçük, 0,5-1 mm, 1-2 mm ve 2-4 mm agregat büyüklüklerine sahip topraklar kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, gözenek büyüklükleri topraktan CO2 ve CH4 salınımı önemli düzeyde etkilerken N2O salınımı üzerine herhangi bir etki göstermemiştir. En yüksek CO2 emisyonu en küçük agregat büyüklüğüne sahip killi tın bünyeli toprakta gerçekleşmiştir. Kumlu tın bünyeye sahip toprakta ise en yüksek CO2 salınımı en büyük agregat büyüklüğüne sahip topraklarda gerçekleşmiştir. Çalışmada küçük boyutlu agregata sahip topraklarda artan CH4 akışları olduğu bildirilmiştir. Araştırmacılar yaptıkları çalışma sonucunda topraklarda gözenek özelliklerini büyük ölçüde etkileyen toprak işleme uygulamalarının, sera gazı emisyonları üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olabileceğini ifade etmişlerdir. Killi tın bünyeye sahip bir toprakta artan agregat boyutuyla CO2 salınımının azaldığı bildirilirken [8], küçük agregat büyüklüğüne sahip topraklarda CH4 salınımının daha yüksek olduğu belirtilmiştir [9].

Toprak pH’sının Sera Gazı Emisyonları Üzerine Etkileri

Toprak pH'ı, negatif yüklü bir katı faz ile dinamik bir dengede olan toprak çözeltisindeki H+ iyonu miktarını temsil eden bir ifadedir. Negatif yüklü katı yüzeylere güçlü bir şekilde çekilen H+ iyonları buralarda bulunan diğer katyonların yerini alabilir. Toprak ve bitki biyokimyasal süreçlerle yakında ilgili olan pH, toprak çözeltisinin pH'ıdır [10].

Toprak pH’sının sera gazı emisyonları üzerine etkileri hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri üzerine önemli etkisi olan pH kaçınılmaz olarak toprakta karbon akışını da etkiler [11]. Alkali topraklar önemli ölçüde daha yüksek CO2 içeriğine sahiptirler ve bu topraklardaki organik karbon mineralizasyona karşı kimyasal olarak çok kararlı değildir. Toprağa kalsiyum ajanlarının eklenmesi çözünebilir organik karbon konsantrasyonlarını değiştirebilir ve sınırlı da olsa toprak organik karbon mineralizasyonunu uyarabilir [12].

Asidik tropikal orman toprakları ile yapılan bir çalışmada, Ca(OH)2 ve CaS04 ilave edilerek toprağın pH'ı 3,9'dan 5,7'ye yükseltilmiş ve sonucunda organik gübredeki karbonun mineralleşmesinin desteklendiği anlaşılmıştır [13]. Bu bildirilenin aksine, yapılan farklı bir çalışmada, organik tundra topraklarındaki kalsiyum ilavesi sonucunda pH’nın yükselmesine bağlı olarak toprak solunumunun azaldığı ve toprakta organik karbon birikiminin teşvik edildiği bulunmuştur [14]. Araştırıcılar, kalsiyuma bağlı olarak gerçekleşen pH değişimlerinin toprak organik karbon üzerindeki etkisini aydınlatmak için doğal ekosistemlerde daha fazla çalışma yapılması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Toprak pH'ının uzun süreli CO2 emisyonuna etkilerinin incelendiği bir çalışmada pH değerleri 3,65, 5,00, 6,90 ve 8,55 olan topraklarda emisyon ölçümleri yapılmıştır [15]. Çalışmada ayrıca azotlu gübre uygulanmayan ve gübrelemenin nitrat ve amonyum şeklinde yapıldığı konular farklı pH değerlerindeki parsellerle kombine edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre farklı toprak pH değerlerinde amonyum ve nitrat gübrelemesinin CO2 emisyonlarını etkilemediği görülmüştür. Azotlu gübre uygulamasına bağlı olarak tüm pH değerlerinde çözünmüş organik karbon miktarı azalmıştır. Araştırmacıların bildirdiğine göre pH artışı ve azot gübrelemesi CO2 emisyonlarını önemli ölçüde artırmış ve toprakta heterotrofik mikrobiyal solunumun CO2 emisyonlarında baskın bir rol oynadığı ifade edilmiştir.

Toprak Nemi ve Topraktan Sera Gazı Salınımı

Sulanamayan alanlarda bitki gelişimi mevcut toprak nemi ile sınırlı iken, sulama ile birlikte bitkilerde toprak üstü kısımlar ve kök gelişiminde artış meydana gelir Bu durum toprağa karbon girişini de artırır. Ekilebilir alanlarda ve mera alanlarında gübreleme ve sulama yapılarak toprağa karbon girişi artırılmış olur. Toprak nemindeki artışla beraber mikrobiyal aktivetinin de artması sağlanır. Gerek biyokütledeki artış ve buna bağlı olarak karbon girişinin artması, gerekse mikrobiyal aktivite artışı sonucunda organik karbonun parçalanma sürecinin hızlanması ile topraktan CO2 salınımını da artış göstermektedir [16].

Kısıtlı sulama uygulamalarının damla sulamada sera gazı emisyonlarına etkisinin incelendiği bir çalışmada yıllara göre en yüksek CO2 emisyon değerleri en fazla sulamanın yapıldığı alanda elde edilmiş olup sulama sonrasında ölçülen emisyon değerlerinin sulama öncesinde ölçülen değerlere göre daha yüksek olduğu belirtilmiştir [31]. Çalışmada ölçümü yapılan N2O emisyon değerleri açısından da benzer sonuçlar alınmış olup en fazla sulama yapılan konuda en yüksek emisyon değerlerine ulaşılmıştır. Sulama sonrasındaki N2O değerleri, CO2 değerlerinde olduğu gibi sulama öncesine göre daha yüksek bulunmuştur. Araştırmacılar çalışma sonucunda özetle sulama uygulamalarının sera gazı emisyonunu önemli ölçüde artırdığını ifade etmişlerdir. Bununla birlikte kısıntılı sulama uygulamalarında CO2 emisyonunun daha düşük olmasının mikroorganizma faaliyetlerindeki yavaşlamadan kaynaklandığı belirtilmiştir [17].

Uygulanan sulama suyu miktarlarına göre topraktan gaz emisyonları etkilenirken, sulamada kullanılan suyun kalite özelliklerine göre de emisyon miktarında değişimler olabilmektedir. Sulama suyunun tuzluluk değeri bu parametrelerden biridir. Farklı tuzluluk oranlarına sahip sulama sularıyla yapılan bir çalışmada topraktan CO2 emisyon miktarının izlenmesi yoluyla tuzların toprağın organik karbon mineralizasyonu üzerindeki etkisi incelenmiştir [18]. Elde edilen sonuçlara göre sulama suyundaki tuzluluğun artışıyla birlikte CO2-C’u oluşum oranının azaldığı görülmüştür. Ayrıca araştırmacılara göre tuz kaynağının NaCl olması durumunda, karbon mineralizasyonundaki azalmanın CaCl2 ve MgCl2 kaynaklı tuzlu sulara oranla daha yüksek gerçekleştiği belirtilmiştir.

Toprak Sıcaklığı ve Topraktan Sera Gazı Salınımı

Toprak sıcaklığı nem ile birlikte mikrobiyal aktivite üzerindeki etkileri nedeniyle sera gazlarının salınımında etkili olabilmektedir. Uygun toprak sıcaklığı koşullarında organik maddenin oksidasyonuna bağlı olarak CO2 salınımı artış gösterir [19]. Toprak sıcaklığındaki artış, organik madde ayrışmasını hızlandırır, mikrobiyal aktivitenin ve kök gelişiminin artmasına neden olur ve bunun sonucunda karbon mineralizasyon sürecini hızlanarak CO2 emisyonu artar [20].

Toprak sıcaklığı ve neminin N2O ve CO2 konsantrasyonu üzerindeki etkisinin incelendiği bir çalışmada organik bir toprağın iki farklı derinliği incelenmiştir [21]. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre 10-30 cm arası derinlikte toprak nemindeki artışa paralel olarak N2O konsantrasyonu artış göstermiştir. Topraktaki CO2 konsantrasyonu da toprak sıcaklığındaki artışla birlikte artış göstermiştir. Bu artış hem 10-30 cm derinlikte hemde 50-100 cm arası derinlikte gerçekleşmiştir.

Yapılan başka bir çalışmada benzer şekilde toprak sıcaklığının artışı ile CO2 salınımının artış gösterdiği ve artış oranının % 59’a ulaştığı kaydedilmiştir [20].

Bununla birlikte toprakta mikrobiyal etkinlik belli sıcaklık değerleri arasında aktif olabileceğinden toprak sıcaklığı ile CO2 emisyonu arasında her zaman doğrusal bir ilişki elde edilemeyeceği bildirilmiştir [22].

Toprak İşleme Uygulamalarına Bağlı Olarak Sera Gazı Emisyonlarında Değişimler

Toprak işleme uygulamaları sonucunda atmosfer ile toprak arasındaki sera gazı transferlerinde önemli değişimler olabilmektedir. Toprak işlemeden kaynaklanan sera gazı salınımları, doğrudan kullanılan araçların tükettiği fosil yakıt kullanımından kaynaklanabileceği gibi toprak özellikleri üzerine yapmış olduğu etkiler nedeniyle de oluşabilmektedir.

Toprak işlemesiz tarımın özellikle erozyon kontrolü üzerindeki etkileri artık temel kabul görmüş olmasına karşın bilim insanları CO2 emisyonlarını azaltmada toprak işlemesiz uygulamaların etkinliğini günümüzde hala tartışmaya devam etmektedir. Yapılan birçok çalışmada toprak, çevre özellikleri ve zamana bağlı olarak farklı sonuçlar elde edildiği dikkat çekmektedir.

Toprak işleme, toprak yüzeyi ile atmosfer arasında yeni transfer kanalları açarak ya da bu kanalları kapatarak toprak karbon içeriğindeki dağılımı ve dönüşümü etkileyebilir. Ayrıca, toprak işleme sonucunda agregat stabilitesi, su tutma kapasitesini ve sıcaklık gibi bir takım toprak özelliklerinde oluşan değişiklikler organik maddenin ayrışma dinamiğini değiştirebilir [23].

Azaltılmış toprak işleme uygulamalarının topraklardan kaynaklanan CO2 emisyonları üzerine olası etkilerinin saptanması hedeflenen bir çalışmada dört farklı uygulama karşılaştırılmıştır [24]. Bu uygulamalar, çizel ile 12 cm’lik toprak işleme, çizel ile 5 cm’lik toprak işleme, samanın yüzeyde malçlanması ve anız ile örtülü işlenmemiş topraktır. Yaz döneminde 10-12 cm derinlikte toprak işleme yapılması CO2 emisyonunu diğer uygulamalara göre yaklaşık 2 kat artırmıştır. Onu sırasıyla sığ toprak işleme, malçlama ve anıza bırakma izlemiştir.

Geleneksel toprak işleme ile doğrudan ekim yapılmasının CO2 salınımı üzerine etkilerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada çizel, diskaro ve kültivatör ile toprak işlenirken ayrıca doğrudan ekim yapılarak soya fasulyesi yetiştirilmiş ve 55 gün boyunca topraktan CO2 emisyonu ölçülmüştür. Çalışma sonucunda en düşük salınımın doğrudan ekim uygulamasında gerçekleştiği tespit edilmiştir [25].

Doğrudan topraktan CO2 salınımını hedef alan 56 adet çalışmanın değerlendirildiği bir meta analiz ile toprak işlemesiz ve geleneksel toprak işleme uygulamalarından kaynaklanan emisyonların durumu ortaya konulmak istenmiştir [26]. Araştırmacılar elde ettikleri bulguları şu şekilde özetlemişlerdir:

Toprak CO2 emisyonları toprak işlemeden sonraki ilk saatlerde toprak işleme yapılmayan topraklara göre neredeyse iki katı kadar yüksek bulunmuştur. Topraktan gerçekleşen CO2 emisyonlarının değişkenliği, toprak işleme uygulamalarından daha çok toprak bünyesi, ürün rotasyonu, zaman ve toprak organik karbon içeriği ile ilişkilendirilmiştir. Toprak işlemesiz uygulamalarda emisyon azalması özellikle ürün rotasyonunun yapıldığı, toprak karbon içeriklerinin düşük olduğu kil bünyeli topraklarda ve kurak iklim koşullarında gerçekleşmiştir. Araştırmacılar elde ettikleri sonuçlara göre toprak işlemesiz uygulamaların toprak CO2 emisyonları üzerindeki etkisinin tartışmaya açık olduğunu ve emisyonların azaltılmasının daha çok belirli toprak ve çevre koşulları altında gerçekleştiğine dikkat çekmişlerdir.

Toprak işlemenin CO2 emisyonları üzerindeki etkisini ölçmek ve değerlendirmek amacıyla farklı iklim ve toprak koşullarında yapılmış 46 adet çalışma sonucu bir meta analiz ile değerlendirilmiş ve toprak işlemenin toprak CO2 emisyonları üzerindeki etkisinin tutarsız olduğuna dikkat çekilmiştir [27]. Araştırmacılar değerlendirme sonucunda elde ettikleri bulgulara göre ortalama olarak işlenmiş toprakların işlenmemiş topraklara göre % 21 oranında daha fazla CO2 emisyonu yaptığını belirtmişlerdir. Kurak iklim koşullarındaki toprak nemi ve karbon içeriğinin düşük olduğu kum bünyeli topraklarda bu farkın % 29’a yükseldiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte toprak organik karbon içeriğinin yüksek olduğu killi topraklarda ise toprak işleme durumuna bağlı olarak emisyon değerlerinde fark olmadığı bildirilmiştir. Araştırmacılara göre, toprak işlemesiz tarımın kurak koşullarda topraklardan CO2 salınımını azaltmada etkili bir önlem olabileceği kaydedilmiştir.

Malçlama karbon tutulumu üzerine etkili uygulamalardan birisi olup bu etki, toprak özelliklerine, malç materyaline uygulama süresine bağlı olarak değişebilir. Malçlama yapmak, sera gazı emisyonlarını dengeleyerek ve toprakta organik karbon tutulumunu artırarak iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin azaltılmasına yardımcı olur [1]. Bununla birlikte uzun süreli kalıntı ilavesi, toprakları karbon doygunluk seviyesine getirerek topraklardan sera gazı emisyonunun karbon tutulumu miktarını aştığı bir durum ortaya çıkarabilir [28].

Ürün kalıntılarının toprağa karıştırılmasının malç uygulaması ile karşılaştırıldığı bir çalışmada iki farklı toprak tipi kullanılmış ve üst toprak katmanındaki toprak karbon takibi yapılmıştır [30]. İki yıl süre ile gerçekleştirilen çalışma sonucuna göre killi toprakta mısır kalıntılarının toprağa karıştırılması malçlamaya oranla CO2 akışında %38 oranında bir artış meydana getirirken, kumlu toprakta ise bu artış % 16 olarak malçlama ile gerçekleşmiştir. Kumlu alanda malçlama yapılarak toprak nem içeriği korunurken toprak yüzeyindeki organik karbonun ayrışması artmıştır. Bu nedenle, araştırıcılar malçlama uygulamasının kumlu alanlarda uzun dönemde toprak karbon stoklarının tüketebileceğine dikkat çekmişlerdir.

Yapılan bir başka çalışmada malç materyali olarak kullanılan buğday samanı her yıl hektara 0, 8 ve 16 Mg şeklinde uygulanmıştır [29]. Çalışmada ayrıca hektara 244 kg N uygulaması yapılan ve azotun uygulanmadığı konu malç uygulamaları ile kombine edilmiştir. 15 yıl süren deneme sonunda önemli bulgular elde edilmiş olup bazıları şu şekildedir:

Uzun süreli malç uygulamaları ile toprakta özellikle 250 μm dan büyük olan makro agregatların oranında artış gerçekleşmiştir. Bu artış büyük ölçüde malç uygulamalarından kaynaklanmıştır. Bu durum makro agregatlarda yüksek karbon ve azot konsantrasyonlarının birikmesine sebep olmuştur. Çalışmada mikro agregatlar içerisindeki karbonun nispeten korunduğu buna karşın makro agregatlar içindeki ve mikro agregatlar arasındaki karbonun stabilize olmadığı ve mikrobiyal ayrışmaya eğilimli olduğu ifade edilmiştir. Makro agregatların artan karbon ve azot konsantrasyonları, CO2, CH4 ve N2O akışlarını önemli ölçüde etkilemiş ve malç uygulamalarında daha yüksek emisyon değerleri ölçülmüştür. Kontrol ile karşılaştırıldığında, toprakta ilk 10 cm’lik derinlikte toprak organik karbon konsantrasyonu, 8 ve 16 Mg malç uygulamaları ile sırasıyla %32 ve %90 oranında artmış olup 15 yıllık malç uygulamasıyla, toprak organik karbon yutak kapasitesine yaklaşmıştır. Çalışmada son olarak küresel ısınma potansiyeli hesaplanmış ve sonuçlar CO2 eşdeğeri olarak Çizelge 2’de verilmiştir. Buna göre yıllık 16 Mg malç uygulaması ile daha yüksek sera gazı akışı gerçekleşmiş ve en yüksek net küresel ısınma potansiyeli değeri hesaplanmıştır.

Çizelge 2. Yıl bazında hesaplanan küresel ısınma potansiyeli (Lenka & Lal, 2013’den [29] özetlenmiştir)

Mulç miktarı

(Mg.ha-1.yıl-1)

Küresel Isınma Potansiyeli

(Mg.ha-1 CO2–C eşdeğeri)

Net Küresel Isınma Potansiyeli

(Mg.ha-1 CO2–C eşdeğeri)

Azot uygulanmayan

0

8

16

5.85

6.56

8.43

-

0.46

1.98

244 kg.ha-1 N uygulaması ile

0

8

16

6.31

7.18

10.09

-

0.57

3.05

Kaynaklar

  1. Lal. R. (2011). Soil Health and Climate Change: An Overview. In: Singh, B., Cowie, A., Chan, K. (eds) Soil Health and Climate Change. Soil Biology, vol 29. Springer, Berlin, Heidelberg. https://doi.org/10.1007/978-3-642-20256-8_1

  2. Kavvadias. V. Papadopoulou. M. Vavoulidou. E. Theocharopoulos. S. Malliaraki. S. Agelaki. K., … Psarras. G. (2018). Effects of Carbon Inputs on Chemical and Microbial Properties of Soil in Irrigated and Rainfed Olive Groves. Soil Management and Climate Change, 137–150. doi:10.1016/b978-0-12-812128-3.00010-0

  3. Navarro-Pedreño. J. Almendro-Candel. M.B. Zorpas. A.A. (2021). The Increase of Soil Organic Matter Reduces Global Warming, Myth or Reality? Sci 2021, 3, 18. https:// doi.org/10.3390/sci3010018

  4. Govers. G. Merckx. R. van Oost. K. van Wesemael. B. (2012). Soil Organic Carbon Management for Global Benefits: A Discussion Paper. In Proceedings of the Workshop organised by the Scientific and Technical Advisory Panel of the Global Environmental Facility ‘Soil Organic Carbon Benefits: A Scoping Study’, Nairobi, Kenia, 10–12

  5. Lal. R. Negassa. W. Lorenz. K. (2015). Carbon sequestration in soil. Curr. Opin. Environ. Sustain. 2015, 15, 79–86.

  6. Ingram. J.S.I. Fernandes. E.C.M. (2001). Managing carbon sequestration in soils: Concepts and terminology. Agric. Ecosyst. Environ. 2001, 87, 111–117.

  7. Mangalassery. S. Sjögersten. S. Sparkes. D. L. Sturrock. C. J. & Mooney. S. J. (2013). The effect of soil aggregate size on pore structure and its consequence on emission of greenhouse gases. Soil and Tillage Research, 132, 39–46. doi:10.1016/j.still.2013.05.003

  8. Drury. C.F. Yang. X.M. Reynolds. W.D. Tan. C.S. (2004). Influence of crop rotation and aggregate size on carbon dioxide production and denitrification. Soil and Tillage Research 79, 87–100

  9. Kimura. S.D. Melling. L. Goh. K.J. (2012). Influence of soil aggregate size on greenhouse gas emission and uptake rate from tropical peat soil in forest and different oil palm development years. Geoderma 185–186, 1–5.

  10. Rengel. Z. (2011). Soil pH, soil health and climate change. Soil health and climate change, 69-85.

  11. Brady. N.C. Weil. R.R. (2002). The Nature and properties of soil [M], 13th ed. Springer Nehterlands, 2002, P249

  12. Nambu. K. van Hees. P. A. Jones. D. L. Vinogradoff. S. & Lundström. U. S. (2008). Composition of organic solutes and respiration in soils derived from alkaline and non-alkaline parent materials. Geoderma, 144(3-4), 468-477.

  13. Motavalli. P. P. Palm. C. A. Parton W. J. Elliott. E. T. & Frey. S. D. (1995). Soil pH and organic C dynamics in tropical forest soils: Evidence from laboratory and simulation studies. Soil Biology and Biochemistry, 27(12), 1589–1599. doi:10.1016/0038-0717(95)00082-p

  14. Hobbie. S.E. Gough. L. (2002). Foliar and soil nutrients in tundra on glacial landscapes of contrasting ages in northern Alaska. Oecologia 131, 453–462

  15. Wang. L. Han. Z. & Zhang. X. (2010). Effects of soil pH on CO2 emission from long-term fertilized black soils in Northeastern China. Sci Res, 2010, 58-61.

  16. Entry. J. A. Mills. D. Mathee. K. Jayachandran. K. Sojka. R. E. & Narasimhan. G. (2008). Influence of irrigated agriculture on soil microbial diversity. Applied Soil Ecology, 40(1), 146–154. doi:10.1016/j.apsoil.2008.03.012

  17. Sinaie. S. Sadeghi-Namaghi. H. Fekrat. L. (2019). Effects of Elevated CO2 and Water Stress on Popu-lation Growth of The Two-spotted Spider Mite, Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychi-dae), on Sweet Pepper Under Environmentally Controlled Conditions. Journal of Asia-PacificEntomology, 2019; 22 (1), 96-102

  18. Mancer. H. & Bouhoun. M. D. (2018). Effect of irrigation water salinity on the organic carbon mineralization in soil (laboratory incubation). In AIP Conference Proceedings (Vol. 1968, No. 1, p. 020007). AIP Publishing LLC.

  19. Tüfenkçi. Ş. Yerli. C. & Çakmakcı. T. (2021). Topraktan CO2 Salınımına Bir Bakış. Biyosistem Mühendisliği II (pp.117-128), Ankara: Akademisyen Kitabevi.

  20. Jabro. J. D. Sainju. U. Stevens. W. B. & Evans R. G. (2008). Carbon dioxide flux as affected by tillage and irrigation in soil converted from perennial forages to annual crops. Journal of Environmental Management, 88(4), 1478–1484. doi:10.1016/j.jenvman.2007.07.012

  21. Nosalewicz. M. Stępniewska. Z. Nosalewicz. A. (2013). Effect of soil moisture and temperature on N2O and CO2 concentrations in soil irrigated with purified wastewater. Int. Agrophys., 27(3), 299-304. https://doi.org/10.2478/v10247-012-0098-3

  22. Gonzalez-Mendez. B. Webster. R. Fiedler. S. et al., (2015). Short-term Emissions of CO2 and N2O in Response to Periodic Flood Irrigation With Waste Water in The Mezquital Valley of Mexico. Atmospheric Environment, 2015; 101, 116-124

  23. Lu. X. Lu. X. Tanveer. S. K. Wen. X. & Liao. Y. (2015). Effects of tillage management on soil CO2 emission and wheat yield under rain-fed conditions. Soil Research, 54(1), 38-48.

  24. Mühlbachová. G, Kusá. H. Růžek. P. Vavera. R. (2022). CO2 emissions in a soil under different tillage practices. Plant Soil Environ.. 2022;68(6):253-261. doi: 10.17221/110/2022-PSE.

  25. Akbolat. D. Barut. Z. Turgut. M. M. et al,. (2016). Soil CO2 Emissions Under Conventional and Con-servational Tillage Methods in Soybean Cultivation in Cukurova Plain of Turkey. AgronomySeries, 2016; 59, 15-20

  26. Bregaglio. S. Mongiano. G. Ferrara. R. M. Ginaldi. F. Lagomarsino. A. & Rana. G. (2022). Which are the most favourable conditions for reducing soil CO2 emissions with no-tillage? Results from a meta-analysis. International soil and water conservation research, 10, 497-506. doi: 10.1016/j.iswcr.2022.05.003

  27. Abdalla. K. Chivenge. P. Ciais. P. & Chaplot. V. (2016). No-tillage lessens soil CO<sub>2</sub> emissions the most under arid and sandy soil conditions: results from a meta-analysis. Biogeosciences, 13(12), 3619–3633. doi:10.5194/bg-13-3619-2016

  28. Six. J. Conant R.T. Paul E.A. Paustian K. (2002). Stabilization mechanisms of soil organic matter: implications for C-saturation of soils. Plant and Soil 241, 155–176.

  29. Lenka. N. K. & Lal. R. (2013). Soil aggregation and greenhouse gas flux after 15 years of wheat straw and fertilizer management in a no-till system. Soil and Tillage Research, 126, 78–89. doi:10.1016/j.still.2012.08.011

  30. Nishigaki. T. Sugihara. S. Kilasara. M. & Funakawa S. (2020). Carbon dioxide flux and soil carbon stock as affected by crop residue management and soil texture in semi‐arid maize croplands in Tanzania. Soil Use and Management. doi:10.1111/sum.12680

  31. Gültekin. R. Avağ. K. Görgişen. C. Öztürk. Ö. Yeter. T. & Alsan. P. B. (2023). Effect of deficit irrigation practices on greenhouse gas emissions in drip irrigation. Scientia Horticulturae, 310, 111757.

  32. Ciais. P. Soussana. J.F. Vuichard. N. Luyssaert. S. Don. A. Janssens. I. Piao. S. Dechow. R. Lathière. J. Maignan. F. et al. (2010). The greenhouse gas balance of European grasslands. Biogeosci. Discuss. 2010, 7, 5997–6050.

  33. Schils. R. Kuikman. P. Liski. J. van Oijen. M. Smith. P. Webb. J. Alm. J. Somogyi. Z. van der Akker. J. Billet. M. et al. (2008). Review of Existing Information on the Interrelations Between Soil and Climate Change. Final Report ClimSoil Prepared for DG Environment, Contract Number 070307/2007/486157/SER/B1, Technical Report-2008-048. Available online: https://ec.europa.eu/environment/archives/soil/pdf/climsoil_report_dec_2008.pdf (access date 14 February 2022)

  34. Lal. R. (2004). Soil carbon sequestration impact on global climate change and food security. Science 2004, 304, 1623–1627.