Modül 2 · Bölüm 8

Ormansızlaşma, çölleşme ve erozyona karşı mücadele

ENTRCSROSRSL

İklim değişikliği, günümüzdeki en önemli küresel çevre sorunlarından birisidir. Dünya atmosferinde sera gazı oranlarındaki artışa bağlı olarak ortalama yüzey sıcaklıkları artmakta ve bu durum çevresel felaketlere neden olabilmektedir. Bununla birlikte insan nüfusundaki büyük artış paralelinde ormanların, mera alanlarının ve tarımsal alanların gittikçe azalmasına sebebiyet verir.

Ormansızlaşma, çölleşme ve erozyon bugün karşı karşıya kaldığımız en önemli çevre sorunları arasında yer alır. Bunlar iklim değişikliği ile etkileşim içerisinde olup birbirlerini tetikleyici etkilere sahiptirler. İklim değişikliklerinin etkilerine bağlı olarak bu sorunların boyutları artış gösterse de iklim değişikliğini önlemek adına ormansızlaşma, çölleşme ve erozyonun önüne geçilmesi hayati derecede önem arz eder.

Ormansızlaşma

FAO tarafından beş yılda bir Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesi raporu hazırlanmaktadır. Son olarak 2020 yılında hazırlanarak yayınlanan rapora göre tüm dünyada bulunan ormanlık alanların toplamı 4,06 milyar hektardır [1]. Bu toplam karasal alanın üçte birine denk gelir. Dünya ormanlarının % 20’si Rusya Federasyonu’nda bulunurken onu sırasıyla Brezilya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Çin takip eder (Şekil 1).

Şekil 1. Ülkelere göre orman alanları [1].

Dünyada kişi başına düşen ormanlık alan 0.52 ha olsa da ormanlar dünya üzerinde eşit bir şekilde dağılmamıştır. En büyük pay % 45’lik oran ile tropik bölgelerde yer alan ormanlardan oluşur. Bunu sırasıyla % 27’lik oran ile boreal ormanları, % 17 ile ılıman bölgelerde yer alan ormanlar ve % 11 ile subtropik ormanlar izler (Şekil 2).

Şekil 2. Ormanların iklim bölgelerine göre dağılımı (FAO, 2020’den uyarlanmıştır)

İnsanların yerleşik düzene geçmeleri sonrasında dünya üzerinde ormanlık alanlarda sürekli bir azalma olmuştur. Bundan 10 bin yıl önce dünya genelinde 6 milyar ha orman alanı olduğu tahmin edilmektedir [2]. Yakın geçmişte ormanlarda gerçekleşen azalış miktarı daha yüksek boyutlardadır. Bu durum günümüzde ormansızlaşma denilen kavramın ortaya çıkmasına neden olmuştur. FAO’ya göre ormansızlaşma, ormanın diğer arazi kullanımlarına (tarım alanı, mera, yerleşim vb.) dönüştürülmesi olarak kabul edilmektedir.

Dünya genelinde son otuz yıllık dönemde yenilenen alanlar düşüldükten sonra kaybedilen net orman miktarı 178 milyon hektar olarak gerçekleşmiştir. Bu kayıp oranı 1990–2000 yılları arasında senelik 7,8 milyon hektar olarak gerçekleşirken diğer on yıllık dönemlerde sırasıyla 5,2 milyon ve 4,7 milyon hektara düşmüştür (Şekil 3).

Şekil 3. 1990-2020 yılları arasında on yıllık süreçlerde ormanlık alanlarda görülen yıllık ortalama net değişim [1]

Orman alanlarında görülen net değişimler kimi bölgelerde azalış olarak görülse de ağaçlandırma ve koruma önlemleri ile artış görülen alanlarda vardır. Afrika ve Güney Amerika’da azalış şeklinde kendini gösteren değişim Asya ve Avrupa kıtalarında artış olarak görülmüştür (Şekil 4).

Şekil 4. Bölgelere ve dönemlere göre ormanlık alanlarda görülen yıllık ortalama net değişim [1]

Ülkeler bazında ormanlık alanlarda en fazla artış ve azalışın görüldüğü on ülke Çizelge 1’de verilmiştir. Buna göre yıllık yaklaşık 2 milyon ha’lık alan ile Çin en fazla orman varlığını artıran ülke olurken tersi durum yaklaşık 1,5 milyon ha’lık orman kaybı ile Brezilya’da gerçekleşmiştir.

Çizelge 1. Ormanlık alanlarda 2010–2020 arası yıllık ortalama net kazanç ve kayıp açısından ülkeler [1].

No ARTIŞ AZALIŞ
Ülkeler Yıllık net değişim Ülkeler Yıllık net değişim
1000 ha.yıl⁻¹ % 1000 ha.yıl⁻¹ %
1 Çin 1937 0.93 Brezilya -1496 -0.30
2 Avustralya 446 0.34 Kongo -1101 -0.83
3 Hindistan 266 0.38 Endonezya -753 -0.78
4 Şili 149 0.85 Angola -555 -0.80
5 Vietnam 126 0.90 Tanzanya -421 -0.88
6 Türkiye 114 0.53 Paraguay -347 -1.93
7 ABD 108 0.03 Myanmar -290 -0.96
8 Fransa 83 0.50 Kamboçya -252 -2.68
9 İtalya 54 0.58 Bolivya -225 -0.43
10 Romanya 41 0.62 Mozambik -223 -0.59

Karasal ekosistemdeki en önemli karbon havuzlarından biri konumunda olan ormanlar, atmosferdeki karbondioksiti alarak bu havuzlarda tutmak suretiyle önemli bir görev üstlenirler. Karbon, ormanlarda canlı ve ölü dokularda depolanabildiği gibi önemli oranda orman toprağında da tutulmaktadır. Küresel ölçekte toplam orman karbon stoğunun 662 milyon ton olduğu tahmin edilmektedir (Çizelge2). Bunun en büyük bölümü Amerika kıtasında bulunan ormanlarda depo edilmektedir.

Çizelge 2. Kıtalar itibariyle orman karbon stokları [1]

ÜLKELER Orman karbon stoğu (milyon ton)
1990 2000 2010 2020
Afrika 94274 90137 85913 80886
Asya 77093 78564 81938 84733
Avrupa 158744 162457 168069 172442
Amerika 304949 299048 293489 290964
Okyanusya 33338 33111 33077 33063
TOPLAM 668399 663316 662485 662088

Ormanlarda depolanan karbonun %44,48’i canlı biyokütlede bulunurken, %45,24’lük kısmı toprak organik maddesi içerisinde yer almaktadır. Geri kalan kısım ise ölü odunlar ve toprak üzerindeki örtü tabakasında yer alır (Şekil, 5).

Şekil 5. Karbon havuzlarındaki orman karbon stoğu, 2020 [1]

Orman ekosisteminde karbon tutulumu fotosentez aracılığıyla gerçekleşir. Bitkiler tarafından atmosferden alınan CO2 öncelikle karbonhidrat şeklinde bağlanmakta olup sonrasında diğer organik bileşiklere dönüştürülmektedir [3].

Bitkilerde depolanmış halde bulunan karbon ya toprak üzerindeki ölü örtüye karışmakta ya da bu bitkileri tüketen hayvanların solunumu ile atmosfere dönmektedir. Ölü örtüde bulunan organik maddenin ayrışması sonucunda açığa çıkan CO2 atmosfere dönerken bu ayrışma ürünlerinin bir kısmı ise toprağa sızarak karışmaktadır. Bunun sonucunda organik karbonun toprakta depolanması mümkün olur [4].

Her türlü ölü organizmaların da eklenmesiyle orman altı toprakta biriken karbon, bakteriler ve mantarlar gibi toprak canlılarının yardımıyla toprakta ayrışmaya devam eder. Ayrışma sonucunda karbonun bir kısmı CO2 şeklinde atmosfere geri döner. Bu olaya toprak solunumu denir. Ormanlık alanların tarım arazilerine dönüştürülmesi durumunda toprakta depolanan karbon miktarı azalmaktadır. Bunun temel nedeni toprak örtüsünün yok olmasıyla organik madde kaynağının ortadan kalkması, toprakların işlenmesi sonucunda daha hızlı organik madde ayrışması ve erozyona açık hale gelen yüksek organik karbon içeren üst toprakların taşınması yol açar [5].

Atmosferdeki sera gazlarının artışına bağlı olarak oluşan iklim değişikliğinin dünyayı bekleyen en büyük tehlikelerden biri olduğu ortadadır. Orman ekosistemleri hem toprakta hem de biyokütlede yüksek karbon depolama potansiyelleri ile atmosferde bulunan CO2’nin azaltılması açısından en önemli araçlardan biri konumundadır. Atmosfere sera gazı salınımlarının azaltılması kadar mevcut sera gazlarının yakalanmasını sağlamakta iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak adına önemli bir yaklaşımdır. Bu nedenle;

  • Küresel ölçekte orman varlığının korunmasına yönelik tedbirler almak,

  • Bozuk orman alanlarını verimli hale getirmek,

  • Tıraşlama kesimlerine engel olmak,

  • Orman arazilerinde yapılaşmaya ve tarım alanı açılmasına engel olmak,

  • Kaçak kesimler ve otlatma ile zarar görmesinin önüne geçmek,

  • Uygun olan alanlarda ağaçlandırma çalışmaları yapmak gibi önlemler daha yaşanabilir bir dünya için hayati önem taşımaktadır.

Çölleşme

Kuraklık ve çölleşme, günümüzde iklim değişikliği beraberinde karşılaşmış olduğumuz en önemli çevre sorunları arasında yer alır. Çölleşme, Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesinde şiddetli kuraklık ve / veya çölleşmeden etkilenen ülkelerdeki, iklimsel değişimleri ve insan etkinliklerini de içeren, fiziksel, biyolojik, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik etmenler arasındaki karmaşık etkileşimlerin, kurak, yarı kurak ve kuru-yarı nemli alanlarda oluşturduğu arazi degradasyonu” olarak tanımlanmıştır.

Buna göre, her yerde görülebilen arazi degradasyonu, kurak, yarı kurak ve kuru-yarı nemli arazilerde oluşması durumunda çölleşme olarak kabul edilir. Çölleşme, toplam yağışın düşük olduğu, yetersiz su kaynaklarına, uzun ve yinelenen kuraklık olaylarına ve ince toprak katmanına sahip, seyrek ve aynı zamanda hassas bir vejetasyon ile kaplanmış ortamlarda, daha sık oluşurken etkisi de daha fazla görülür. İklim değişikliği ile bağlantılı etmenler, arazinin çölleşmeden etkilenebilirliğinde ve çölleşme süreçlerinin hızlanmasında bir artışa yol açabilir [6].

Çölleşme, yalnızca geri dönülemez arazi bozulması biçimleriyle sınırlı olmayıp; kurak alanlarda meydana gelen tüm arazi bozulması biçimlerini ve düzeylerini temsil eder. Kurak alanların sınıflandırılmasında genellikle kuraklık indeksi dikkate alınır (Şekil 6). Kuraklık indeksi hesaplanırken yıllık ortalama yağış miktarının evapotransprasyon miktarına oranından yararlanılır. Yapılan tahminlere göre küresel ölçekte kurak alanların oranının yaklaşık % 46 civarında olduğu tahmin edilmektedir [7]. Kurak iklim düşük ortalama yağış ile karakterize edilen uzun dönem bir iklim özelliği olup geçici bir iklim özelliği olan kuraklıktan farklıdır. Kuraklık indeksinin 0,05'in altında olduğu aşırı kurak alanlar çölleşme tanımının dışında tutulmuştur [8].

Şekil 6. Kuraklık indeksine (AI) göre belirlenmiş kurak alanların coğrafi dağılımı. Nemli AI > 0,65, Kuru yarı nemli 0,50 < AI ≤ 0,65, Yarı kurak 0,20 < AI ≤ 0,50, Kurak 0,05 < AI ≤ 0,20, Aşırı kurak AI < 0,05. Veriler: 1980–2015, [9].

Bugün dünya üzerinde çok sayıda ülke çölleşme tehlikesiyle yüz yüzedir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), çölleşmenin küresel maliyetini senelik 42 milyar dolar olarak tahmin etmektedir. Dünya genelindeki kurak alanların %70 kadarı Afrika ve Asya kıtalarında yer alır (Şekil 7). Çöller haricinde kurak alanlar üzerindeki en geniş arazi kullanımı çayırlar olup bunu sırasıyla ormanlar ve ekili alanlar takip eder [7].

Şekil 7. Coğrafi bölgelere göre kurak alan kategorileri, Veriler: 1980–2015, [9].

İklim değişikliği, çölleşmeyi tetikleyen bir unsur olarak değerlendirilirken, çölleşmenin de yerel iklimde bir değişime neden olabilmesi mümkündür. Bu karşılıklı etkileşim sonucunda yerelde meydana gelen değişim, atmosferik CO2 seviyesinin artması ile küresel iklim değişikliğine katkıda bulunur [10].

İklim değişikliği ile arazi bozulması ve yağış arasındaki karşılıklı etkileşimler ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmaya devam etmektedir. İklime bağlı olarak dünyada su kaynaklarının değişime uğramaktadır. Su varlığının, yüksek enlemlerde ve bazı nemli tropik bölgelerde %10-40 oranında artacağı bunun yanında orta enlemlerde ve kuru tropik bölgelerde %10-30 oranında azalacağı tahmin edilmektedir. Sıcaklık, yağış ve rüzgar gibi meteorolojik olaylarda görülen değişimler çölleşmeyi şiddetlendirebilir [11].

Çok sayıda olumsuz etkiye sahip olan kuraklık ve çölleşmenin en önemli çevresel ve sosyolojik etkileri aşağıda sıralanmıştır [6]:

  • Ekosistemlerde biyolojik üretkenliğinin kaybolması ve tarımsal üretimin azalması,

  • Doğal bitki örtüsünün zayıflayarak yok olması,

  • Biyoçeşitliliğin azalması,

  • Yabancı ve istilacı bitki türlerinin yayılmalarına uygun koşulların oluşması,

  • Rüzgar erozyonunun kuvvetlenmesi,

  • Su kıtlığının olması, yeraltı su düzeylerinin alçalması,

  • Etkilenen bölge insanlarında fakirlik ve açlık,

  • İklim ya da çölleşme göçerlerinin artışı,

  • Etkilenen bölgelerde yaşam niteliğinde doğrudan veya dolaylı olarak oluşan bozulmalar.

Bulunduğu coğrafyaya göre büyük farklılıklar göstermekle birlikte çölleşmenin doğrudan ve dolaylı önemli nedenleri aşağıda sıralanmıştır [6]:

  • Orman yangınları ve ormansızlaşma,

  • Aşırı otlatma, sürekli toprak işleme, yoğun ilaç ve gübre kullanımı gibi tarımsal faaliyetler,

  • Her türlü kıt kaynakta yapılan aşırı tüketim,

  • Su kaynaklarının bilinçsiz kullanımı ve sulama yönetiminde yapılan yanlışlar,

  • Büyük barajların ve yapılarının inşası, nehir kanal ve yataklarının akış yönlerinin değiştirilmesi ve bozulması, yeraltı sularının aşırı tüketimi, sulak alanların drenajı,

  • Kuraklık, taşkın ve sellere neden olan iklimsel değişiklikler ve değişkenlikler,

  • Küreselleşmenin ve pazar ekonomisi kurallarının yaygınlaşmasına bağlı olarak etkili olan şiddetli rekabet ve yaygın uluslararası ticaret rejiminin yarattığı sorunlar, vb.

Çölleşme ile ortak ve etkin bir mücadele yapabilmek adına 1994 yılının Haziran ayında birçok ülkenin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin amacı, her düzeydeki etkin eylemler aracılığıyla Afrika başta olmak üzere kuraklık ve/veya çölleşmeden etkilenen ülkelerde mücadele ederek kuraklığın etkilerini en aza indirmektir.

Erozyon

Erozyon, su başta olmak üzere rüzgar ve kütle hareketleri gibi farklı kuvvetler tarafından toprağın taşınması sonucunda yitip gitmesi olarak tanımlanabilir. Toprak erozyonunu etkileyen ana etmenler, yağış miktarı ve yoğunluğu, rüzgarın hızı, yönü ve kuvveti, arazi kullanımında görülen değişiklikler, topoğrafya ve toprağın özellikleridir [6].

İklim değişikliğine bağlı olarak oluşturulan çeşitli iklim modelleri, genel olarak artan yağış yoğunluğunun ve kuvvetli rüzgar olaylarındaki artışların, özellikle artan kuraklık olayları ile birlikte toprak erozyonunda bir artışa neden olabileceğini göstermektedir [12]. Öte yandan toprak karbon döngüsündeki olası değişiklikler aracılığıyla erozyonun iklim değişikliği üzerinde göstereceği etki henüz yeterli düzeyde ölçülmemiştir; çünkü erozyon, artan mineralizasyon ve sedimentlerin çökmesi nedeniyle CO2 emisyonlarını hem artırabilir hem de azaltabilir [13, 14].

Bilinçsiz kullanım sonucunda gerçekleşen, hızlandırılmış erozyon tüm dünyada toprak için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Küresel çapta ekilebilir tarım alanlarından her yıl 75 milyar ton (Pg) toprağın erozyon aracılığıyla aşındığını ve bunun yaklaşık yılda 400 milyar dolar tutarında bir ekonomik kayba karşılık geldiği ifade edilmektedir [15].

Dünya üzerinde toprakların erozyondan etkilenme dereceleri farklılıklar gösterebilir. 2012 yılına ait bir harita üzerinde küresel toprak erozyonunun bir değerlendirmesi sunulmuştur (Şekil 8). Çalışmanın oluşturulmasında 125 milyon km2’nin üzerinde yüzey alanına sahip 202 ülke dahil edilmiş olup tahminler RUSLE tabanlı bir modelleme yaklaşımı aracılığıyla tahmin edilerek oluşturulmuştur. Dünya topraklarının yaklaşık % 84.1’inin değerlendirilmeye alındığı haritada yedi sınıfa ayrılan toprak erozyonu oranları yeşilden kırmızıya doğru artan oranları simgelemektedir [16].

Şekil 8. Su erozyonuna bağlı olarak toprağın yer değiştirme oranları, 2012 yılı [16].

Hızlandırılmış toprak erozyonu öncelikle arazi kullanımındaki değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Özellikle ormanlık alanların tarım arazisine dönüştürülmesiyle topraklar erozyona karşı daha savunmasız kalmaktadır. Montgomery [17], küresel bir araştırma derlemesinden elde ettiği verilerde, geleneksel toprak işleme yapılmış tarım alanlarında gerçekleşen erozyon oranlarının, doğal bitki örtüsü altındaki alanlara oranla birkaç kat daha fazla olduğu iddiasını doğrular nitelikte olduğunu belirtmiştir. Araştırmacıya göre küresel olarak ele alındığında doğal alanlardaki toprak oluşumu ve erozyon jeolojik ve iklimsel tehditleri dengeleyecek şekilde gerçekleşmesine karşın geleneksel toprak işlemeye dayalı tarım, erozyon oranlarını sürdürülemez hale gelecek şekilde artırıyor. Geleneksel toprak işlemenin aksine, toprak işlemesiz tarım, toprak üretim miktarına daha yakın miktarda erozyon oluşturacağından sürdürülebilir tarım için büyük önem taşır.

Toprak erozyonunu arazi kullanım türlerine göre karşılaştırdığında büyük farklar gösterir. Dünya genelinde ekili alanlarda görülen toprak erozyonunun orman topraklarına oranla 77 kat fazla olduğu, doğal bitki örtüsü topraklarına göre de yaklaşık 7 kat daha fazla olduğu tahmin edilmektedir [16].

Koruyucu tarım uygulamaları sonucunda toprak erozyonunda önemli bir gerileme görülmesi mümkündür. Bu amaçla FAO’ya bildirilen 54 ülke topraklarında modellemeden yararlanılarak yapılan bir değerlendirmede yıllık % 7’lik toprak kaybı azalışı bildirilmiştir [16]. Koruyucu tarım uygulamalarıyla ülkeler bazında en fazla % 33 oranla Arjantin’de toprak erozyonunda azalış sağlandığı ifade edilmiştir. Toprak erozyonunda görülen azalma oranları daha az gelişmiş ülkelerde daha yüksek olurken gelişmiş ekonomilerde azalma oranlarında görülen artışlar daha düşük kalmıştır.

Toprak, oluşumunda çok uzun yıllara ihtiyaç duyan dünyanın en önemli doğal varlıklarından birisidir. Dünya üzerinde hayatın var olmaya devam etmesi onun varlığına bağlıdır. Toprak varlığının korunarak üretimde kullanımının devam etmesi, insan-toprak ilişkilerinde çevreyi esas alan yaklaşımların zaman kaybetmeden hayata geçirilmeleri ile mümkün olabilecektir. Bu konuda alınabilecek bazı önlemler aşağıda sıralanmıştır:

  • Toprak ve su varlığını korumaya yönelik yasal düzenlemelerin yapılması ve mevcut düzenlemelerdeki eksiklik ve sorunların revize edilerek yeniden uygulamaya aktarılması gerekir.

  • Topraklar özelliklerine göre sınıflandırılmalı ve arazi kullanım planlamaları yapılarak toprakların yeteneklerine göre kullanımı sağlanmalıdır.

  • Tarımsal üretimde özellikle erozyona açık alanlarda koruyucu tedbirler alınmalıdır. Bu amaçla toprak işlemesiz ya da azaltılmış toprak işleme uygulamalarına yer verilmeli, anıza ekim ya da örtü bitkisi kullanımı gibi tedbirlerle olası toprak kayıpların azaltılması sağlanmalıdır.

  • Mera alanlarının korunması ve ıslahına yönelik tedbirler alınmalı ve aşırı ve kontrolsüz otlatmanın önüne geçilmelidir.

  • Eğimin fazla olduğu alanlarda yüzey akışları ile toprak kayıpları fazla olacağından bu gibi yerlerde şeritler, konturlar vb uygulamalar yapıldıktan sonra tarımsal üretim gerçekleştirilmelidir.

  • Erozyon sorunu olan yerlerde, yetiştirilecek ürünlerin seçimine özen gösterilmeli, çapa bitkileri yerine daha az toprak işlemeye ihtiyaç duyan ve toprağı daha sıkı kavrayan bitkilerle üretim yapılmalıdır.

  • Sorunlu alanlarda toprakta suyun birikimini önleyecek şekilde drenaj düzenlemeleri yapmak.

Kaynaklar

  1. FAO 2020. Global Forest Resources Assessment 2020 Main Report. https://www.fao.org/3/ca9825en/ca9825en.pdf (Acces date: 22.09.2023).

  2. FAO, 2012. State of the World’s Forests 2012. Food and Agriculture Organization of the United Nations, Rome, Italy

  3. Tolunay D, Çömez A, (2008). Orman topraklarında karbon depolanması ve Türkiye’deki durum. Küresel İklim Değişimi ve Su Sorunlarının Çözümünde Ormanlar.13-14 Aralık 2007, İstanbul, 97-108.

  4. Kantarcı, M. D., 2000. Toprak İlmi (2. Baskı), İ.Ü. Yayın No. 4261, Orman Fakültesi Yayın No.462, Çantay Basımevi, İstanbul

  5. Lal, R., (2004). Soil carbon sequestration impacts on global climate change and food security, Science 304:1623-1627

  6. Türkeş, M. (2012). Kuraklık, Çölleşme ve Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Savaşım Sözleşmesi’nin Ayrıntılı Bir Çözümlemesi. Marmara Üniversitesi Avrupa Topluluğu Enstitüsü Avrupa Araştırmaları Dergisi, 20(1), 7-55.

  7. Mirzabaev, A., J. Wu, J. Evans, F. García-Oliva, I.A.G. Hussein, M.H. Iqbal, J. Kimutai, T. Knowles, F. Meza, D. Nedjraoui, F. Tena, M. Türkeş, R.J. Vázquez, M. Weltz, (2019). Desertification. In: Climate Change and Land: an IPCC special report on climate change, desertification, land degradation, sustainable land management, food security, and greenhouse gas fluxes in terrestrial ecosystems [P.R. Shukla, J. Skea, E. Calvo Buendia, V. Masson-Delmotte, H.-O. Pörtner, D.C. Roberts, P. Zhai, R. Slade, S. Connors, R. van Diemen, M. Ferrat, E. Haughey, S. Luz, S. Neogi, M. Pathak, J. Petzold, J. Portugal Pereira, P. Vyas, E. Huntley, K. Kissick, M. Belkacemi, J. Malley, (eds.)]. In press.

  8. UNCCD, 1994: Elaboration of an international convention to combat desertification in countries experiencing serious drought and/or desertification, particularly in Africa. General Assembly, United Nations, 1–58 pp.

  9. Abatzoglou, J.T., S.Z. Dobrowski, S.A. Parks, and K.C. Hegewisch, 2018: TerraClimate, a high-resolution global dataset of monthly climate and climatic water balance from 1958–2015. Sci. Data, 5, 170191, doi:10.1038/sdata.2017.191.

  10. Sivakumar, M. V. K. (2007). Interactions between climate and desertification. Agricultural and forest meteorology, 142(2-4), 143-155.

  11. WMO, (2007). Climate change and desertification. World Meteorological Organization, https://www.droughtmanagement.info/literature/WMO_climate_change_desertification_2007.pdf (Acces date: 28.09.2023)

  12. Hoffmann, M.T., Rounsevell, M., Sehgal, J. and Varally, G. (1996). ‘Land degradation and desertification’. R.T. Watson, M.C.Zinyowera and R.H. Moss (eds.), Climate Change 1995, Impacts, Adaptations and Mitigation of Climate Change: Scientific-Technical Analyses, Contributing of WG II to the Second Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). New York: Cambridge University Press,171-189.

  13. Lal, R. (2004). Soil carbon sequestration impacts on global climate change and food security. Science 304, 1623–1627

  14. Van Oost, K. et al. (2007). The impact of agricultural soil erosion on the global carbon cycle. Science 318, 626–629

  15. FAO, (2023). Global Soil Partnership endorses guidelines on sustainable soil management. https://www.fao.org/news/story/en/item/416121/icode/ (Acces date: 02.10.2023)

  16. Borrelli, P., Robinson, D. A., Fleischer, L. R., Lugato, E., Ballabio, C., Alewell, C., … Panagos, P. (2017). An assessment of the global impact of 21st century land use change on soil erosion. Nature Communications, 8(1). doi:10.1038/s41467-017-02142-7

  17. Montgomery, D. R. (2007). Soil erosion and agricultural sustainability. Proceedings of the National Academy of Sciences, 104(33), 13268–13272. doi:10.1073/pnas.0611508104